Dijital araçlara aşina olan ekosistemler pandemiden daha mı az etkilendi ? Stratejilerini değiştirip farklı şekilde nasıl adapte oluyorlar?

Locatıon

Digilogue Zoom & Zorlu PSM Youtube

Date

3 Eylül 2020

2020 yılına yıldırım gibi düşen ve birçok sektörün dinamiğini sarsan Covid-19 şüphesiz kültür sanat endüstrisini de derinden etkiledi. Pandemi döneminde dijital mecralarda üstlendiği anti depresan görevi ile sosyal fayda etkisi öne çıkan fakat fiziki mekanları adeta ışık hızıyla kış uykusuna yatırılan kültür sanat endüstrisi, pandemi ile birlikte karşılaştığı problemler, kurduğu diyaloglar, haşır neşir olduğu dijital mecralar ve ürettiği çözümlerle derin bir “yeniden yapılanma” sürecine girdi.

Aynı anda etkilenen toplulukların edindiği ortak deneyim, yeni öğrenme süreçleri için nasıl bir katalizör oluşturuyor? Birbiri ile ilintili olarak yaratıcı endüstriler, kültür-sanat alanları ve toplumsal davranışlar nasıl şekilleniyor? gibi soruları inceleyen  Gelecek Anlatıcıları, 2017 senesinde Digilogue kapsamında Zorlu PSM’de ilk defa bir zirve olarak düzenlenmiş ve teknolojinin insani değerler üzerindeki etkisini, teknolojiyle insanlığın yaşadığı yarışı ve birlikteliğinden doğan ortak kazanımları yapay zeka, mimari, bilim, teknoloji ve etik gibi farklı disiplinler ekseninde ele almıştı.

Zorlu PSM, Digilogue ve İKSV işbirliğinde düzenlenen Gelecek Anlatıcıları diyalog serisi “Toplumsal Dönüşüm ve Yaratıcı Endüstriler” başlığı altında düzenlediği webinar’larda profesyonelleri bir araya getirerek şeffaf bir diyalog alanı yaratmayı, yaratıcı endüstrilerdeki aktörleri buluşturmayı, kurumlar arası insani diyaloglara alan açmayı ve destek ağları örmeyi hedefliyor. 20 Ağustos’ta başlayan ve Eylül ayının sonuna dek devam edecek olan webinar serisinde kültür sanat endüstrisindeki yerel kurum ve aktörlerin yanı sıra; uluslararası aktörler de diyaloğa katılıyor. Soru, yorum ve önerilerinizi webinar esasında ve süreç boyunca info@digilogue.com adresiyle paylaşarak Digilogue ekibine ulaştırabilir, kolektif bilginin şekillenmesine katkı sağlayabilirsiniz.

Gelecek Anlatıcıları webinar serisinin “Yaratıcılık ve Teknoloji Odaklı Ekosistemler” konulu ikinci oturumu 03 Eylül saat 17:00–18:00 arasında Digilogue Artistik Direktörü Lalin Akalan’ın moderatörlüğünde, Gray Area’nın yöneticisi Barry Threw, Sonar+D’nin küratörü Jose Luis de Vicente, Stochastic Labs’in kurucusu Vero Bollow ve Todaysart Festival’ın kurucu ve yöneticisi Olof Van Winden katılımıyla gerçekleştirildi. Oturumun işaret dilinde aktarımı Berrak Fırat tarafından eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Oturumun işaret dilinde aktarımı Berrak Fırat tarafından eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Webinarı Youtube kanalımız üzerinden izleyebilirsiniz. Aynı zamanda webinar raporunu link üzerinden inceleyebilirsiniz.

RAPORU İNCELE.

Panelistler

Responsive image

Barry Threw

Direktör Grey Area

Barry Threw sanat ve teknoloji’nin beraberliğinde disiplinler arası anlayışı geliştirebilmek ve sistemik değişimi hızlandırabilmek üzerine yeni yaklaşımlar keşfeden bağımsız bir teknoloji uzmanı, tasarımcı ve kültür üreticisi. Yaratıcı, teknik ve kültürel inovasyonu desteklemek için araçlar, prosedürler ve platformlar geliştiren kişi ve kurumlara danışır. Threw’un çalışmaları Venedik Mimari Bienali, ORF Musikprotokol, Club Transmediale, Mutek, Cynetart ve SIGGRAPH dahil olmak üzere uluslararası festival ve sergilerde sunuldu. Jay-Z, M.I.A & Jenelle Monae, Kronos Quartet, Oval, Florian Hecker, Camille Utterback, Signal, Robert Henke, Einsturzende Neubauten ve Jon Rose gibi sanatçıların performansları üzerine çalıştı.

Jose Luis de Vicente

Sonar +D Baş Küratörü

Jose Luis de Vicente, kültür, teknoloji ve yenilik arasında çalışan bir kültür araştırmacısı ve küratörüdür. Barselona’nın meşhur Sónar Festivali’nin dijital kültür ve yaratıcı teknolojiler konferansı ve sergi bölümü olan Sónar + D’nin küratörüdür. Uluslararası turne gösterisi “Big Bang Data” ve güncel etkinliklerden “After the End of the World” (Barcelona CCCB), “Rafael Lozano-Hemmer: Atmospheric Memory” (Manchester International Festival) and “Radical Curiosity: in the Orbit of Buckminster Fuller” (Fundación Telefónica) gibi birçok sayıda serginin küratörlüğünü yaptı. Son projelerinin arasında Tentacular, yeni festivallerden Critical Tech and Digital Adventures for Matadero (Madrid) ve Barselona’nın Işık Festivali Llum BCN’nin 2019 yılı küratörlüğü. Kendisi ayrıca IaaC’de (Katalonya İleri Mimarlık Enstitüsü) öğretim üyesidir.

Responsive image
Responsive image

Olaf Van Wilden

TodaysArt Festival Kurucusu

Olaf Van Wilden, Lahey'deki TodaysArt festivalinin yöneticisi ve kurucusudur. Festival kapsamında; Japonya, Güney Kore, Meksika, Rusya, Orta Doğu, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Avrupa ülkesinde projeler ve iş birlikleri geliştirmiştir. Seoul Biannele'de, Detroit Elektronik Müzik Festivali'nde ve Moskova'daki Ulusal Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Moskova Biannale'de büyük ölçekli sergiler ve etkinlikler düzenledi. Geleneksel olmayan yaklaşımıyla tanınır ve medya sanatı, e-kültür, yaratıcılık ve inovasyonun yanı sıra proje danışmanlığı konularında uzmanlığa sahiptir.

Vero Bollow

Stochastic Labs Kurucusu

Vero Bollow, sanat, teknoloji ve bilimin kesişme noktasındaki girişimler için yeni bir üretim stili olan Stochastic Labs’in kurucusu ve direktörüdür. İlginç bir Viktorya malikanesinde bulunan Stochastic, Bay Area’nın en iyi yaratıcılarına, fikri mülkiyet hakkına sahip olmadan, başlangıç fonları, konutlar, araçlar ve topluluk sağlar. Vero aynı zamanda ödüllü bir film yapımcısı. Çalışmaları teatral olarak yayınlandı ve Sundance’ten Havana’ya festivallerde yer aldı. Şu anda Yapay Zeka hakkında yeni bir komedi üzerinde çalışıyor ve MIT mezunu.

Responsive image

Videos

Pandemi geleneksel kalıpların dışında düşünen ve işleyen bu kurumların formatı ve ekosistemleri ile olan ilişkilerini nasıl şekillendirdi? Kutunun dışında varolmak ve yaratmak bu kurumları olağanüstü koşullara adaptasyon açısından avantajlı kıldı mı?

Gelecek Anlatıcıları’nın ikinci oturumu benzer engellere farklı yaklaşımlar keşfetmenin peşinde denizler ötesine açılıyor. Teknoloji, bilim, sanat ve geleceğin eleştirel analizine dair uluslararası yorumlarını duymak üzere yaratıcılık ve teknoloji etrafında topluluk oluşturma deneyimine sahip kurumları konuk alıyor. Pandemi geleneksel kalıpların dışında düşünen ve işleyen bu kurumların formatı ve ekosistemleri ile olan ilişkilerini nasıl şekillendirdi? Kutunun dışında varolmak ve yaratmak bu kurumları olağanüstü koşullara adaptasyon açısından avantajlı kıldı mı? gibi sorular ele alınıyor ve yanıtlar gündelik kaygıların ötesinde bir yerde, daha derin, düşünsel ve insancıl bir düzeyde bulunuyor.  Son 30 yılın büyüme ve gelişme trendi eleştirel bir perspektiften ele alınıyor ve topluluk, kent, kültür, maneviyat, hakikat, güven gibi kavramlar önemli artı değerler olarak öne çıkıyor.

Pandemi ile birlikte kısılan cüzdanlar beraberinde gelir kaynaklarının kullanım biçimi ve kendi kendine yeterlilik kavramlarını da hayatımıza sokuyor. Yaratıcı endüstrilerin servet sahipleri tarafından finanse edilmesini geride bırakıp kendi dayanışma ve topluluk ağları içerisinde, otonom gelir modellerine doğru ilerlemesi trendi söz konusu. Yaratıcı endüstriler teknolojinin sunduğu imkanlardan faydalanırken taviz vermekten vazgeçiyor ve dijitalleşmede de bağımsızlık aranıyor. Büyük sosyal ağları ücretsiz kullanırken aslında verileri ile paha biçilemez bir bedel ödeyen yaratıcı endüstriler, kişisel değer ve verileri korumaya yönelik dijital araçların yaratım ve inşaatıyla baskın trendde bir kırılma meydana getiriyor.

Yaratıcı endüstriler köklere dönüp çekirdek değerlerini sorguladıkları ciddi bir inovasyon sürecinde; bu sürecin sonunda ise farkında olmadan girdikleri kültürel homojenlik girdabından dirençli ve bilinçli olarak çıkmayı umuyorlar. Yaratıcılık ile girişimcilik ekosisteminden gelen “inovasyonu” yeniden tanımlama yolculuğuna çıkıyorlar.

Bağımsız Kültür ve Topluluğu Koruma İçgüdüsü

San Francisco Körfez Bölgesi’nde yer alan Gray Area, sanat ve teknolojinin harmanlandığı sosyal etki odaklı bir yaklaşımla 12 senedir faaliyet gösteriyor.  Kurumun felsefesi disiplinler arası bilgi birikimi ve emeği toplumda dönüşüm yaratacak biçimde işlevli kılmak olarak özetlenebilir.

Threw, dünyanın karşı karşıya kaldığı tuhaf ve yıkıcı deneyimleri şaşırtıcı bulmayan kesimden. Hayret uyandırmak bir yana güncel krizler eskiden beri yöneltilmesi gereken birçok soruyu yüzeye çıkarıyor. Dünyayı nasıl algılıyoruz? Nasıl gelişiyoruz? Teknolojiyi nasıl kullanıyoruz? Bu soruları yanıtlayarak eski boşlukları doldurmadan yeni bir gelecek inşa etmek mümkün değil. Egemen ideolojinin çıkar odaklı lensinden sıyrılmamız; başka şekillerde bilmenin, dinlemenin, üretmenin mümkün olduğunu hatırlamamız gerekiyor.  

Threw, bütün bu sorgulamayı yaptıktan sonra kapitalist ontolojiiyi değiştirmenin bir yolu olarak sanatı öne çıkarıyor. Gray Area’da düzenlenen workshop ve eğitim programları yaratıcılığı kullanarak daha derin bir etki doğurmayı hedefliyor.

İşin ekonomik boyutu ise uzun irdelemelerden ziyade hemen aksiyon almayı gerektiriyor. Amerikan rüyasında kültür sanat kurumlarının kamusal fon yöntemi ile hayatta kalması pek mümkün değil; bu nedenle çoğu kültür sanat kurumu ticari aktivitelere yöneliyor ve bir işletme/girişim gibi yönetiliyor. Gray Area gelir kaynağının %80’ini sergi, sempozyum, konferans, workshop ve eğitim programları gibi geniş bir yelpazede sundukları etkinlik biletlerine borçlu. Mart ayında kapılarını kapatan kurum derhal bu bilet gelirine bir ikame bulmak, yeni bir gelir kaynağı yaratmak durumunda kalıyor. Çözüm ise sanal mecralarda çevrimiçi deneyimler sunmakta bulunuyor.

Gray Area’nın çözümleri pandemi sürecinde kültür sanat kurumlarının alışılageldik dijitalleşme örneklerinin aksine yerel ve yakın ilişkilere odaklanan yeni bir aidiyet modeline dayanıyor. Kurum bağış ve üyelik modellerini hayata geçirerek 130’dan fazla dijital etkinlik düzenlemiş. Moderatör Lalin Akalan, bu etkinliklerin açık kaynak kodlu ve şifreli düzenlenmesine dikkat çekerek kurumun bu kararını sorguluyor.

Kurumun bu kararı kentin sosyo ekonomik bağlamına bakıldığında daha iyi anlaşılabilir.

San Francisco Körfez Bölgesi, 60’lı, 70’li yıllardan beri teknolojinin yaratıcı kullanımı ile ortak bilginin biriktiği ve özellikle son yıllarda teknoloji şirketlerinin iyice türediği bir yerleşim alanı. Dışarıdan bir mucize gibi görünen bölge ve bölgenin serveti ise aslında beraberinde istenmeyen yan etkiler getiriyor. Ortak bilgi ve kültürün beraberinde getirdiği inovasyon yıllar içinde çeşitliliği silerek deneysel yaratıcı işlerin daha fazla ortaya çıkmadığı homojen bir atmosferle sonuçlanıyor. Zamanında bölgede yaratıcılığı filizlendiren teknoloji şirketleri günümüzde bağımsız kültürü desteklemiyor.

Gray Area,  bağımsız kültürü ve topluluğu koruma içgüdüsüyle daha otonom bir dijitalleşme modeli tercih ediyor. Görüntülü ve yazılı topluluk sohbetleri, canlı yayınlar ve paylaşılacak içerikler için kendi dijital altyapılarını geliştirerek üçüncü partilerin veriye erişimini ve verinden kar elde etmesini kısıtlıyorlar.

Pandemi sürecinde telaşlı ve spontane bir biçimde dijitalleşen kültür sanat kurumları tüketici için kendini erişilebilir kılarken aslında bir yandan Facebook, Instagram, Twitch gibi platformlar için bedava içerik üreticisi konumuna geliyor. Threw,  “Sanatçıların, başkalarının kontrol ettiği ve kazanç sağladığı platformlarda içerik üretmekten kendi yaratıcı topluluklarını desteklemeye odaklanamaması büyük bir sorun” diyerek  sağlıklı kaynaklara sahip, hayatta kalma mücadelesi vermeyen üretken ve bağımsız bir kültürel alana sahip olmanın önemine dikkat çekiyor.

Hepimiz Aynı Gemideyiz ya da Değil Miyiz?

Tıpkı Gray Area gibi, yerel topluluğa odaklanan bir başka organizasyon da Sonar+D. Sonar+D bu seneki Barcelona’da düzenlenecek bir takım gerçek mekana dayalı etkinlikler ve dijital katılımcılarla hibrit bir model uyguluyor. Sonar+D’nin küratörü Jose Luis de Vicente, pandeminin ardından planlarının nasıl değiştiğini anlatıyor.

Sonar+D için pandemi 27 yıl sonra köklere dönüş demek çünkü bu yıl etkinlikler Sonar+D’in orijinal mekanlarında düzenlenecek. Bu sene Sonar+D’de deneysel olarak vurgulanacak 3 element var; 1. Bir etkinlik nasıl küresel olarak dağıtılan bir görsel içerik platformuna dönüşür? sorusu, 2. Başlı başına dijital olarak düzenlenecek etkinlikler ve 3. Yerel toplulukla olabildiğince mekanlarda toplanmak. Bu üç element de eski Sonar+D line uplarının biricikliğini olağanüstü şartlar altında korumak için fiziksel ve sanalın olanaklarını harmanlıyor. Mekanda gerçekleştirilecek etkinliklere katılım ücretsiz ve dünya çapında sağlanıyor, seyahat edemeyen birçok sanatçı dijital araçlarla mekana bağlanıyor.

Artık eskisi gibi iş yapmak mümkün değil, şartlar eski alışkanlıklarla uzun süreli düşünmeye el vermeyecek kadar kendine has dinamiklere sahip. Belki de ‘90’lardan beri süregelen sanat-teknoloji yaratımı ve bunun doğurduğu endüstri kendi döngüsünün sonuna geliyor. Bu döngünün sonuna gelirken önemli olan geleneksel festival tanımından ziyade “mecra” ve “dil” olarak deneyimin kendisini vurgulamak.

Öyle ki Sonar+D kendini tanımlamak için 3-4 yıl önce “festival” kelimesini kullanmayı bırakmış. Kendilerini “bir bilgi üretim platformu, işbirliği biçimleri oluşturma ve desteklemek istediğimiz sanatçılar için olanak yaratma platformu” olarak tanımladıklarından bahsediyor de Vicente.

Festival katılımcıların birkaç günlüğüne farklı bir gerçekliğe ışınlandığı bir sırça fanus fakat doğası gereği büyük potansiyeller barındıran bu tuhaf baloncuk aynı zamanda turizm ve otelcilik endüstrisiyle yatağa girerek istenmeyen sonuçlar doğuruyor.  Soylulaştırmanın, kitle turizminin ve otelcilik endüstrisinin kent sakinlerinin yaşama alanını daraltan kentsel mantığından ayrılma gereği bir süredir San Francisco, Amsterdam ve Barcelona gibi şehirlerin gündeminde.

Kültür sanat endüstrisinin fonlanma biçimi de değişmeli. Bilgi ve estetik deneyim üretimi ve bu üretimi teşvik etmek servet sahibi sponsorlara has olmamalı.

Bu eleştiriler karşısında yerel topluluklar yeniden tanınıyor ve yerel, dijital, fiziki, sanal olabilecek her mecrada ortaklık ve dayanışma ağları öne çıkıyor. Dayanışmanın yalnızca üretim alanlarında entelektüel bir açıdan değil, duygusal ve insani bir boyutlarıyla var olması bunları aşmak için oldukça kritik.

Her şeyin normale döneceği ilüzyonuna tutunmak ve büyük öngörülerde bulunmak yerine topluluk olarak kritik bir araştırma ve kuluçka sürecine girmek, neyin fizibilitesini kaybettiğini, neyin hala sürdürülebilir olduğunu konuşma ihtiyacı söz konusu. de Vicente durumu “Gemi yürümüyor, belki de artık gemide bile değiliz. Oturup ne yaşadığımızı anlamak zorundayız.” diyerek özetliyor.

Teknoloji: El Emeği Göz Nuru

 

 Girişimcilik odağı ve sunduğu residency programları ile geleneksel kurumsal çerçevelerin dışında çalışan Webinar’ın ayrık otu Stochastic Labs’in amacı San Francisco Körfez Bölgesi’nde teknoloji endüstrisinde yeni ve yaratıcı kahramanlar yaratmak.  Aynı anda teknoloji, mühendislik, bilim, girişimcilik ve sanatla ilgilenen bireyleri destekleyen kurumun en büyük gayesi mevcut arketiplere meydan okumak. Teknolojiyi makineleşmenin aksine tıpkı sanat gibi derin insan çabası ve emeği olarak gören kurum yeni bir ekosistem türü yaratmak istiyor.

Normalde farklı seviyelerde kamuya açık ve özel etkinlikler düzenleyerek gelir sağlayan kurum için her şey geçici olarak kapansa dahi eklektik varoluşu dolayısıyla Stochastic Labs geleneksel gelir modellerine dayanmak zorunda kalmıyor. Stochastics’te geliştirilen çeşitli projeler ve girişimlerin BETA sürümleri pandemi sırasında adeta bu belirli zaman için tasarlanmış gibi devreye sokuluyor. Böylece aktivitelerin donduğu bir zaman diliminde dahi kurum katkı yapmaya devam ediyor.

Bu uygulamalardan biri de MAKESPACE. Infinite scroll’u icat ederek dünyada kalıcı bir etki yaratan ve hepimizi ekrana kilitlemesinin ardından teknolojiyi kapitalist bir mantıkla geliştirmeyi reddeden, Center for Humane Technology ve Earth Species Project gibi girişimlerin kurucusu Aza Raskin’in pandemiden önce geliştirmeye başladığı bu araç pandemide dijital ortamda daha içten bir diyalog tecrübesi sunuyor. Uygulama uzaysal ses, yüz yerleştirme gibi uygulamalarla sanal ortamdaki sosyal etkileşimleri basit bir video görüşmesinden öteye taşıyor.

Olağanüstü Koşulların Reçetesi: Birbirine Güven

 

Today’s Art, pandemiden önce de hem sanal gerçeklik hem de tarayıcılar aracılığıyla enstalasyonların, performansların ve sergilerin sanal belgelerini arşivleyen bir kurum olarak önce çıkıyor. Moderatör Lalin Akalan pandemi döneminde kurumun dijitalle olan ilişkisini sorguluyor.

Pandemi başladığında kurumun ilk işi geçmişi gözden geçirip arşivlerden ilham almak oluyor. Eski bir fabrikada açtıkları sergiyi dijitalleştirme çalışmalarını mekanı da arşivleyerek 3 boyutlu gerçekleştiriyorlar, bu noktada daha gezilebilir bir sanal deneyim ortaya çıkıyor.

Butan, Moğolistan ve Nepal gibi farklı noktalarda partnerler ile çalışan Van Winden, aslında dijitaldeki içeriklerin fiziksel deneyimle kıyaslanamayacağını düşünürken, Nepal’deki partnerlerinin fikrini değiştirdiğinden bahsediyor.  Katmandu’dan sanal sergileri gezen insanlar için bu erişilebilirlik kayda değer bir fırsat. Kurum şu anda da Butan’da bir online eğitim programı kurma projesinin üzerinde çalışıyor. Bu fırsatlarla birlikte dijital bambaşka bir iş modeli ve hala dinamikleri tam anlamıyla belirlenmiş değil; üyelik ve ücretlendirme modellerinin daha yerleşik hale gelmesi ileride kurumları rahatlatabilir.

Todays Art Festival ise 18 yıldır ilk kez bu sene düzenlenmeyecek. Pandemi patladığında halen konfirmasyon aşamasında olan işleri askıya alarak kendi içine dönüyor Van Winden. Olduğu yere geri dönmek yerine dünyayı izlemek ve bir çatışma bilinci ile bütün bu kıyamet alametlerinden nasıl dersler alarak nasıl ilerleyeceğimiz üzerine kafa yormayı seçiyor. Öbür yandan pandeminin sert iklimi Today’s Art Festival’in geleceğini belirsiz kılıyor. Neredeyse 15 yıldır Lahey şehri tarafından finanse edilen festivalin fon başvurusu, bu sene Kültür Bakanlığı tarafından reddediliyor. Van Wilden’in normalde yaz sezonu tıklım tıklım dolu olan ofisinde ise masalar bu sene devlet memurlarına kiralanmış; kulüplerin kapanmasıyla birçok genç DJ çok kariyer değişikliğine gitmiş… Hollanda’da pandemi insanların meslek hayatını derinden etkilemiş görünüyor.

İptal edilmeseydi bu yıl “güven” temasıyla düzenlenecek olan Today’s Art festivalin bu seçimi olağanüstü koşullarda da manidarlığını koruyor. Pandemi ile birlikte aniden hükümete ve ilaç endüstrisine zorunlu bir güven geliştiriyoruz. Birbirimize ve dünyaya güvenmeden bu krizden çıkmak pek de mümkün gözükmüyor.  Çevrimiçi ve uluslararası bir perspektife sahip olmak, sahip olduğumuz bağları korumak ve güven duymak bu krizden taze bir bilinçle çıkmamızı sağlayabilecek etmenler; kültür ise bu etmenler arasında bağlayıcı bir harç görevi görerek adeta yelkenleri dolduran rüzgar gibi işliyor.

Yeni Bir Dünyaya Yelken Açmak

 

 Webinar’ın dinamik konukları, geleneksel kültür sanat kurumları ile benzer mücadelelerle karşı karşıya kalmalarına rağmen hem dayanışma ağları hem de derin düşünme reflekslerinin verdiği destekle pandemi sürecini görece daha iyimser geçiriyor. Belki daha doğru bir ifadeyle daha farkında ve dayanıklılıkları yüksek geçiriyorlar. Şeffaf bir öğrenme süreci olarak deneyimlenen zorlu günlerde kurumlar eski normale geri dönmek istemediklerini fark ediyor, açıkça dile getiriyor. İnsanlık yosun tutmuş düşünme biçimleri, faydasını yitirmiş gelir modelleri, filtrelenmiş gerçeklik, vahşi kapitalizmin tüketiciliği ve çıkar odaklı girişimcilik gibi ögelerden sosyal adalet, çevrecilik, dayanışma, dürüstlük gibi ortak değerlere doğru yelken alıyor. Techne’den episteme’ye çıktıkları bu yolculukta yaratıcılık ve teknoloji odaklı endüstriler büyük sermayedarlar yerine birbirleri ve topluluklarından destek alarak daha bağımsız ve yaratıcı üretimlerde bulunabilecekleri otonom bir varoluş modeline kayıyor.

RAPORU İNCELE.

 

Digilogue