Vasıf Kortun

Anıt ve Belge, Eser ve Arşiv arasında Sanatçı Pratiği: Eşit Olmayan Koşullar, Küresel Beklentiler

Digilogue iş birliğiyle devam eden “Teknolojik Sanat Eserlerinin Korunması” başlıklı araştırma projesi, sektörün profesyonelleri tarafından gerçekleştirilen konferanslarla farklı açılardan tartışılmaya devam ediyor.

Location

Sakıp Sabancı Müzesi

Date

15 Kasım 2019

 

Sabancı Üniversitesi ve digitalSSM yürütücülüğünde başlatılan ve Ocak 2020’den itibaren Digilogue iş birliğiyle devam eden “Teknolojik Sanat Eserlerinin Korunması” başlıklı araştırma projesi, sektörün profesyonelleri tarafından gerçekleştirilen konferanslarla farklı açılardan tartışılmaya devam ediyor.

Konferans serisinin 17 Ocak’taki oturumunda ise Foundation of Arts Initatives Yönetim Kurulu Başkanı Vasıf Kortun, “Anıt ve Belge, Eser ve Arşiv arasında Sanatçı Pratiği: Eşit Olmayan Koşullar, Küresel Beklentiler” başlıklı bir konuşma yaptı. Konuşmanın temel hattını teknolojinin bir malzeme olarak kullanımı, sanat eserinde özgünlük, koruma sürecinde “eleme”nin önemi ve tüm bu sürecin etik değerler kapsamında değerlendirilmesi oluşturuyordu.

1967’de Sony’nin piyasaya sürdüğü, bir birimi kamera, bir birimi kaydedici olan video çekim aracı Portapak, medya tarihinde demokratikleşmenin önünü açan bir malzeme. Bu araç ile film çekiminden aşina olduğumuz sürenin kısalması, aracın nispeten uygun fiyatlı olması ve gösteriminin de neredeyse herkesin evinde olan televizyon ile sağlanması olanakları, sanatçıyı filmden videoya kaydırmıştır. Bu da Portapak’in farklı ifadelere aracılık ederek alternatif iletişim kanallarında sıçrama yaratmasına yol açmıştır. İşte bu malzemeyi kullanarak üretmiş bir sanatçının eserini korumak ya da bugün sergilemek isteyen bir kurum ne yapmalı?

“Bu kadar hızlı değişen bir ortamda etik ilkeleri nasıl inşa edebiliriz?” “Koşulların eşit olmadığı bir düzende evrensel uyum nasıl sağlanmalı?”

Eserlerin, sanatçının ardından nasıl sergileneceği konusu da özgünlük meselesinin tartışma başlıklarından biri. Kortun’un bu konuda Türkiye’den verdiği örnek Hüseyin Bahri Alptekin’in Heterotopia 1 adlı enstalasyonuydu.  Sanatçının Heterotopia 1’de kullandığı araba nesnesi, şu an Van Abbe Müzesi koleksiyonunda yer alan Heterotopia 2’de ortaya çıkar. Kortun’un 2011’de küratörlüğünü yaptığı retrospektif sergisinde, Heterotopia 1’in sergilenmesi gündeme gelince, araba nesnesinin nasıl ikame edileceği sorusu tartışılır. Sanatçının pratiğini iyi bilen bir kişi olarak küratörün aldığı inisiyatifle arabanın pazardan bulunan çok benzeri, yerleştirmede kullanılır. Kortun’un ifadesiyle sergilenen eser artık “sanatçının orjinal eseri değil, kurumun uygun gördüğü şekilde sanatçının ölümünden sonraki sürümü”dür.

Bu noktada şu sorular doğuyor: “Bu kadar hızlı değişen bir ortamda etik ilkeleri nasıl inşa edebiliriz?” “Koşulların eşit olmadığı bir düzende evrensel uyum nasıl sağlanmalı?”  Neyin nasıl korunacağı meselesi, teknolojik, ekonomik ve kurumsal koşulların eşit olmadığı bir küreselde, koruma pratiğinin de tartışılması ihtiyacını her geçen gün pekiştiriyor. Kortun, konunun artık etik bir mesele olduğunu ve korumanın, miktarın sonsuz olduğu bugünde, elemek ve gereksiz olanı saklamamaktan geçtiğini ifade ediyor.

Digilogue