Neuromancer

1984 yılında yayımlanan William Gibson’ın ilk romanı Neuromancer, bilimkurgu topraklarında bir süpernova gibi patladı. Patlamanın ardından gelen şok dalgaları, nispeten durağan olan bilimkurgu sahnesinde kalıcı hasarlara neden oldu. Bunun sonucunda ise Neuromancer, üçlü taç olan Hugo, Nebula ve Philip K. Dick ödüllerini alan ilk roman olmayı başardı. Tüm bu ödülleri daha da parlak hale getiren şey ise, şimdilerde bilimkurgu edebiyatının bir alt türü olan siberpunk hareketinin ilk adımlarının atılmış olması. Günlük yaşamın hızlı teknolojik değişimleriyle, bilgisayar çıkışlı bilgilerin birleşmesi siberpunk’ı ortaya çıkardı.

Önce zihinlere sonra sonsuzluğa…

Bizleri Neuromancer ile tanıştırmadan önce, William Gibson sadece bir düzine hikaye yayımladı. “Johnny Mnemonic” ve “Burning Chrome” isimli iki kısa hikaye ile Neuromancer’a zemin hazırlayan Gibson, sonraki romanlarında sıkça rastladığımız öğeleri hem tanıttı hem de tarzını motif gibi zihnimize işledi. “Yoğun, kaleydoskopik, hızlı, yerçekimine karşı koyan, ileri teknolojiye sahip bir Neuromancer, halüsinasyon canlılığında yeni kentsel manzaraları fonuna alarak hayatın bir yandan çaresiz diğer yandan ferahlatıcı yanını tasvir eder.” cümlesiyle açılan roman, sayfalardan zihinlere, oradan da sonsuzluğa ulaşan nadir eserlerden biri.

Kimsenin dolaşmadığı toprakları aydınlatan William Gibson’ın bıraktığı izler arasında yenilikçi bilimkurgu yazarları arasında gösterilen Philip K. Dick’in orta dönem çalışmaları ve Samuel R. Delany’nin ilk romanlarından benzerlikler görmek mümkün. Fakat Gibson’ı diğerlerinden ayıran en önemli şey, yaşamdan aldıklarını kendi kazanında kusursuzca karıştırmayı başarması. Bu yüzden Gibson’ın Neuromancer’ında Lou Reed’den ya da “Sunday Morning” şarkısında “Watch out, the world’s behind you” (“Dikkat et, dünya arkanda”) diyen The Velvet Underground’dan işaretlere rastlamak da mümkün.

Neuromancer

Şiir, pop kültür ve teknolojinin sentezi!

Neuromancer’ı bu denli aydınlatıcı kılan, ait olduğu zamana olan bağlarını koparması ve vizyonundaki özgünlük. Özellikle bilgisayarlar ve diğer teknolojiler ile Gibson’ın yarattığı ırkı şaşırtıcı simülasyonlar ve metaforlar ile beslemesi, kitabın farklı etiketlere sahip olmasını sağlıyor. Gibson, mekanikleştirme, insan bilinciyle yönetilen ve çokuluslu bilgi sistemleri arasında mutasyona uğratılan ırklar ve şaşırtıcı bilgisayar matematiği kullanımı gibi gizli silahlara sahip. Tüm bunların toplamında Neuromancer, şiir, pop kültür ve teknolojinin önemli bir sentezini oluşturmuş durumda.

Eleştirmenler tarafından çoğunlukla göz ardı edilse de Neuromancer ile böylesi organik bir bağın oluşmasının öncelikli nedeni, kitabın insani gerçeklere derinden bağlı olması. Gibson’ın elektronik çağımızın yüzey dokularını cesurca sergilemesi, çağdaş yaşam deneyimimiz ile şok uyandırıcı ve duygusal hisleri yeniden tanımlaması oldukça önemli faktörler. Tıpkı David Bowie’nin zamansız bir düzlemde müziği sil baştan yaratması gibi… Hem rahatsız edici, hem de eğlenceli, fakat aynı zamanda teknolojinin insanlar için ne anlam ifade ettiğine dair muazzam işaretler sunan bir başyapıt Neuromancer.

Uyarlamalar

En başta da söylediğim gibi bilimkurgu topraklarında süpernova gibi patlayan Neuromancer’ın etkisinin sadece edebiyat dünyasında kalacağını düşünmek oldukça zor. 32 yıl önce yayımlanan bir kitaba şimdiki zaman ile baktığımızda şok dalgalarının yarattığı etkileri görmek mümkün. Buna ilk örnekler 80’lerin başında kurulan Amerikalı oyun geliştiricisi ve üreticisi olan Interplay’den geliyor. 1995 yılında Jayne Wenger, Marc Lowenstein ve Richard Marriott tarafından yazılan Neuromancer operası, kitabın sıçradığı sanat dallarından biri sadece.

Karakter ve hikaye örgüsü kusursuzca kurulan ve görsel dünyayı en çarpıcı yanları ile sunan Neuromancer’ın sinema sanatına malzeme vermemesi imkansızdı. Nitekim öyle de oldu. Wachowski kardeşlerin senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği 4 Oscar ödüllü Matrix üçlemesi, buna en güzel örnek. Distopik bir geleceği tasvir eden film, gerçeklik anlayışı ve paralel dünyadaki görsel kurgusu ile Neuromancer’a bugüne kadarki en hakiki selamı veren yapımlardan biri.

Siber Dünyanın Derinlikleri

Aksi yönde ikna kabiliyeti kusursuz olan bir yazar düşünün. Elindeki özel silahı ile sizi tek bir cümle ile siber dünyanın derinliklerine itecek türden hem de. Toprağa düşen Neuromancer, okuyucularına bilimkurgunun geleceğini gösterdi. Varılan noktada ise hala tek bir isim var, o da William Gibson.

Share on FacebookTweet about this on Twitter