Akademisyen sanatçı. Kuramsal ve pratiklere dayalı insan-teknoloji ilişkisi üzerine sanatsal araştırmalar ve üretimler yapıyor. Eserleri ICA Londra, İstanbul Bienali, Art Hong Kong, Moving Image NY gibi platformlarda sergilendi. Profesyonel müzik hayatına Replikas ve RAW isimli projeleriyle devam ediyor. Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Programı’nda Ses, Etkileşim Sanat ve Tasarımı, Teknoloji, Kültür ve Sanat Felsefesi üzerine dersler veriyor. İstanbul’da yaşıyor.

 

ESER METNİ

 Variable

Kendini merkeze koyduğu antropolojik bir medeniyet kuran insanlık, değişimi bir ana hedef olarak ve de yanına teknolojiyi de alarak dünyayı başkalaştırmaya devam ediyor. Ancak dünyamız baş mimarı teknoloji olan bu hızlı değişime ayak uydurmak uğruna tüm kaynaklarını elinden yitirmek üzeredir. Dünya eğer bir kaynaksa bizler de dünyanın başkalaşmasına ayak uydurmaya çalışan değişkenleriz. Hep birlikte sona doğru ilerlerken değişmeyen tek şey ise değişimin kendisi olacak.

 

1. İnsan, teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

İnsanı merkeze koyan günümüz medeniyetinin doğal bir sonucu olarak teknolojinin insan üzerinden anlaşılmaya çalışılması kaçınılmaz oluyor. Oysa teknolojiyi biz dünyadaki diğer bir çok varlığı gözlemleyerek geliştiriyoruz. Ancak bir süredir bilimin son derece uç noktalarında ilerliyoruz. Bu gelişmeler o derece sorgudan muaf ilerliyor ki sonuçlarının dünyamıza ciddi oranda zarar verebileceği göz ardı ediliyor. Teknolojinin materyalizmin ruhu olduğunu düşünüyorum. İnsandan bağımsız ama insandan beslenebilen özellikleri olduğunu söyleyebilirim.

2.Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

Çeşitlilik ortaya çıktıkça duruma göre kabullerin oluşturulması son derece zorlaşmaya başladı. İnsan haklarını koruma çabasında dahi ortaya atılan bir minimum standardın uygulanabilmesi üzerinden ilerlemeye çalışıyoruz. Ancak dünyada insana farklı biçimlerde bakan toplumlar söz konusu. Örneğin insan klonlamayı uygunsuz görmeyen ülkelerin varlığını göz ardı etmemiz olanaksız. Bu yüzden robot haklarının varlığının da göreceli olacağı şüphesiz. Oysa bu karşıt görüşler toplumların coğrafi sınırlarının ötesinde etkilere sahipler. Siyasi otoritelerin ülke kavramı üzerine geliştirdikleri insan yönetim modelleri dünyanın dinamik dengesi karşısında bocalıyor. İnsanların sisteme olan inançları sorgulanıyorken bu hakları koruyacak ortak bir bilincin yaratılması da zorlaşıyor.

3. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş realize olduğu bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Bilim Kurgu sinemasının benim için ayrı bir önemi var. Bilim Kurgu Sineması sayesinde günümüzde eksikliğini hissettiğim Teknolojiyi Felsefe ile sorgulama biçimlerini popüler anlamda görebilmekteyiz. Hatta bu konuda bir kaç yıldır devam ettiğim Distopya ve Ütopya isimli bir veri görselleştirmesi çalışmamdan bahsetmek isterim. http://dystopia-utopia.com. Bu çalışma ile bir çok bilim kurgu filmini daha fazla ilgiyle takip etme olanağı buldum. Bu filmlerden 2011 yapımı Bir Başka Dünya (Another Earth) isimli filmde konu edilen paralel bir Dünya’nın varlığının farkına varıldığı senaryosunun gerçeğe dönüşmesini isterdim. Bu konu bir çok bilim insanı tarafından da sorgulanıyor. Bizimle birlikte farklı boyutlarda yaşayan bizler olduğu konusu beni çok meraklandırıyor. Bu film benim için bu kadar sorunlar içeren bir medeniyetin alternatifi olabilirdi düşüncesine yanıt verecekmiş gibi hissettiriyor.

Share on FacebookTweet about this on Twitter