Arayüz-etkileşim tasarımcısı. Otomotiv endüstrisinde çalışıyor. İnsan-makine etkileşimi üzerine deneysel projeler üretiyor. İşleri; Saatchi Galleri, Ars Electronica, Venedik Bienali ve Contemporary Istanbul gibi önemli sanat platformlarında yer aldı.

ESER METNİ

Prothesengott

Yazar,  Mehmet Ekinci

Prothesengott , sosyo-teknolojik çeperinde başka canlıların olup olmadığına bağlı olarak canlı veya cansız halde olabilen, bu iki hal arasında gidip gelen bir prototip. Fiilen yapabildikleri açısından rekursif, potansiyel olarak yapabilecekleri açısından açık uçlu olan bir teknolojik sistemin ilk sürümü.

Görünmez bir mikrodalga alıcı ve içe yerleşik bir titreşimli motor kullanan Prothesengott , daha ileri bir teknolojinin kavram kanıtı işlevi görür. İlk bakışta, sadece tepki veren bir teknolojidir; esrarengiz bir yabancı el sendromu olan bir protez cihazıdır. İşleyiş konsepti, radarına takılan hareket halindeki özneleri tespit edip, tespit sonrası harekete geçmesidir. Bir bekçinin bedeninden ayrılmış eli veya ileride icat olunacak sibernetik bir organizmanın protezidir.

Adını Sigmund Freud’dan ve onun insan varlığının her zaman belirli maddi koşullar içinde bulunan sınırlı doğası hakkındaki tartışmalarından alan Prothesengott , 20. yüzyıl boyunca çeşitli felsefeciler, medya kuramcıları, sanatçılar ve bilim çalışmaları uzmanları tarafından ele alınmış olan “protez” meselesini, bir kez daha gündeme alır. Bu alimlere göre farklı tür protezler, örneğin birtakım altyapı teknolojileri, aletler veya teknikler, insan bedenine eklendiğinde veya insan bedeninden çıkarıldığında ve bu yolla, bedenin yapabileceklerini arttırdığında veya azalttığında, insanın bedenine dahil özellikleri ile bedeni dışındaki uzantıları arasındaki fiziki sınır belirsizleşir.

Prothesengott , bizzat insanın bedeni mevcudiyetinin bir teknolojik sistemin kendisini izleyicilere göstermesine yardımcı olduğu bir sahne kurarak, “medya uzantılarının fizikselliğini” yeniden düzenler ve bunu yaparken, gösterilen şeyin mekanik temelinden feragat etmez. Aygıtın içine gizlenen mikrodalga alıcı, çevresindeki hareketi tespit eder ve harekete geçer. Prothesengott ’tan yayılan mikrodalgalara “dokunduğumuzu” anlamamız biraz zaman alır. Çıplak insan gözünün göremediği bir protez araç sayesinde, özel bir tür dokunmatik teknoloji işletilmiş olur.

Bu prototipin analitik kuvveti, minimalist ve açık uçlu tasarımında ve bu tasarımdan türetebileceğimiz sosyo-teknik tahayyüllerde ve geleceğe dair anlatılarda yatar. İnsan yapımı teknolojiler ile insan arasındaki etkileşimden doğan, insan ile teknolojinin ortaklaşa ürettiği somut etkiler, ne tür bilimsel ve toplumsal düzenler çıkarmış ve çıkaracaktır? Fiziki olarak sınırlı kurulumu ve bedenler ile aygıtı arasındaki dolaysız oynaşımın yanı sıra, Prothesengott insanlar ile teknolojik sistemler arasında yaşanan türlü türlü belirsiz ilişkinin geniş yelpazesini simgeler. İnsanlar ile teknolojik sistemler arasındaki ilişkiselliğin belli olmaz doğasını vurgulamak, Prothesengott ’un toplumsal inşasının teknik bir tasarım süreci de içerdiği gerçeğini inkar etmek anlamına gelmemeli. Bu prototipin işleyiş tarzı, onun teknolojik tezahürüne dahil olan izleyicileri büyüleyebilir, şaşırtabilir veya belki korkutabilir fakat prototipin işleyişini bu metinde yaptığımız gibi yapısöküme uğratmak, büyüsünü bariz bir şekilde bozacaktır.

Bu büyü bozma etkisi, bir dizi soru daha sormamıza zemin açıyor: Günümüz dünyasının toplumsal, teknolojik ve ekolojik güçleri hangi diğer teknolojik sistemleri canlandırırken hangi diğer sistemleri hareketsiz hale getiriyor? Böyle etkileşimlerin karmaşıklığını hesaba katarsak, insanlar ile teknolojik sistemler arasındaki belli olmaz ilişkileri toplumun gözü önüne sermek ne derece önemlidir, hangi amaçlar için önemlidir? Freud, modern insana “protezli Tanrılar” der ve inşa ettikleri ve/veya direndikleri medeniyetin onlarda yarattığı huzursuzluklara kafa yorar. Freud bu metni yazdıktan yaklaşık yarım yüzyıl sonra, biz de zamanımızın en ileri teknolojilerinin doğurduğu sorularla uğraşıyoruz; sentetik biyoloji, robotik, sinirbilim ve uygulamalı fizik gibi alanların birbirleriyle iç içe geçerek, gerçekçi veya spekülatif anlamda uygulanmaları ile su yüzüne çıkan başka rahatsız edici meselelere kafa yoruyoruz. Bu soruları derinlemesine düşündüğümüzde, Prothesengott ’un tanrıvari karakterinin, protezli Tanrıların zihninde yer etmiş birtakım kültürel ideallere ve modern tekniklere dayandığını anlıyoruz. Belirsizlik yaratan, yeni teknolojilerin öngörülmeyen sonuçlarına etki eden etmenlerden bahsetmek, “toplumsal” olanın önemini hafife almaya itmemeli bizi. Prothesengott gibi prototipler, yeni teknolojilerin toplumsal, kültürel, siyasi, iktisadi ve etik sonuçları hakkında bir tartışma ortamı açarken, umuyoruz ki prototipin minimalist ve açık uçlu tasarımı da gelecek nesillerin, üretimlerine önemli ölçüde dahil oldukları, değiştirdikleri ve gerekirse direndikleri teknolojik sistemlere tapınmadıkları bir zamanı ve mekanı hayal edebilmek için bize birden çok kulvar açacaktır.

1. İnsan, teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

Ben insanın genel olarak hiç bir şeyin kontrolünde olduğunu düşünmüyorum.
Prothesengott projesinde de bahsettiğimiz gibi, Freud, modern insana “protezli Tanrılar” diyor ve inşa ettikleri ve/veya direndikleri medeniyetin onlarda yarattığı huzursuzluklar üzerine çalışıyor. Teknolojiler üretiliyor, bizimle etkileşime geçiyor, devamlı değişerek birer uzantımız haline geliyor ve/veya yok oluyorlar.

2.Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

İnsan ve hayvan hakları konusunda Türkiye ve bir çök ülkenin gelişime karşı direnç gösterdiğini ve mantıklı ilerlemeler kaydedemediklerini üzülerek izliyoruz. Hayvan hakları ile sıkıntı yasayan yerlerde robot haklarını konuşmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

3. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş realize olduğu bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Dr. Strangelove ne kadar bilim kurgu sayılabilir bilmiyorum ama, şu an dünyada 10.000 kadar aktif nükleer silahın bulunduğundan bahsediliyor. İnsan ırkı bu kadar silahla kendini (ve beraberinde birçok başka canlıyı) yok etmeden daha ne kadar böyle devam edebilir ondan emin değilim.

Share on FacebookTweet about this on Twitter