Dijital içerik yöneticisi. Yapay zeka üzerine yazdığı sosyoloji tezi Altkitap tarafından yayınlandı. Teknolojinin kültürel gelişimdeki etkisi üzerine işler üretiyor. Yapay zekanın sosyo-kültürel etkileri üzerine odaklanıyor.

 

ESER METNİ

Adventures of Elon Mars

Silikon Vadisi bugün kullandığımız birçok teknolojinin merkezi. Fakat kar odaklı post-endüstriyel yapısı nedeniyle, bireysel ihtiyaçlar ne yazık ki dünyanınkilerden çok daha öncelikli hale geldi. Modern toplum sürdürülebilir bir gelecek için üretmek yerine, daha bencil ve yıkıcı yolları tercih ediyor. Oysa bugün insanlığın geleceğini önemseyen mühendislere, yaratıcı düşünürlere ve girişimcilere herşeyden daha çok ihtiyacımız var.

Elon Mars’ın Maceraları, vadinin en cesur ve naif insanı Elon Musk üzerine hazırlanmış bir hikaye kurgusu. İçinde hem canlı habercilik yönetmini kullanarak Elon Musk’ın gündemini tutuyor, hem de bilim kurgunun kült isimleriyla mesajını taşıyor. Paralel kurgulanmış ‘zaman yolculuğu’ hikayesi de Elon Mars adında fantastik bir karakter yaratıyor.

1. İnsan, teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

Teknoloji, “Techne” bir şeyi yapabilme, zanaat ve “Logos” bilmek kelimelerinden oluşuyor; yani bir şeyi yapabilme bilgisi. Dolasıyla, insanın var olduğu günden bu yana bu bilgisini geliştirdiğini ve buna yönelik düzenli olarak devrimsel atılımlar yaptığını biliyoruz. Bu durumda insanlık tarihi kadar eski bir üretim tekniğinin uygulayıcısı olduğumuz aşikar, ama Tanrı rolü bu anlamda fazlaca iddialı ve manevi karşılık beklentisi doğuran bir kavram. Teknoloji kendi bilincini geliştiren organik bir yapı değil ne de olsa. Beklentiler her ne kadar bu yönde olsa da birçok bilimci bu konuya olası bakmıyor. Her ne kadar teknoloji odaklı mühendisler tersini düşünse de varlık/bilinç konusu biraz daha felsefe bilgisi gerektiriyor. Dolayısıyla kimse kimsenin Tanrısı değil de birlikte çalışan ortak mekanizmalar diyebiliriz.

Her şeyi kontrolde tutma konusunda ise insan biraz yanılıyor olabilir. Doğayla aramıza bir mesafe koymaya başladıktan sonra dünya üzerinde yaşıyor olduğumuzu unutmamızı sağlayacak her türlü teknolojik üretimi yaptık. ‘İnsandan Sonra Yaşam’ diye bir belgesel vardır, burada insan sonrasında dünyada seneler içinde nasıl değişiklikler olabileceği kurgulanmış. İnsan faktörü yok olduğunda, insan eliyle üretilmiş ve kontrol altında tutma amacıyla geliştirilmiş birçok yapı da çöküyor. Dolayısıyla organik bir sürdürülebilirliği yok, yani insana gereksinim duyan yapılar bunlar. Dolayısıyla kontrol altında tutmak, bir şekilde yaşamı kolaylaştırmak adına yapılmış eylemler aslında. Bu anlamda roller değişmeyebilir ama birçok durumun da kontrol edilemediğini unutmamalıyız. Buna küresel ısınma, su kıtlığı gibi konular bir örnek olabilir. Sonuçlarını kendi yarattığımız ve bugüne kadar olumlu gözüken bazı sistemleri kökünden değiştirmek gerekecektir. Fakat bunu da ancak zaman içerisinde fark edebiliriz.

2.Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

Robot hakları konusu insan/hayvan/bitki dahil olmak üzere tüm diğer canlı/organik yapıların haklarını gözetmezken biraz anlamsız ya da ancak bir tür düşünce pratiği olarak kaldırılabilir geliyor bana. Yani gerçek hayata çok uygulanabilir, ihtiyaç duyulan, duyarlı bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Sosyoloji tezimi, yapay zekaların hiçbir zaman organik yaşam formu dinamiklerini kavramayacakları üzerine yazdım. Dolayısıyla bir robotun organik bir yaşam gibi kendi yaşam pratiğini ve motivasyonunu yaratabilmesi taklitten öteye gitmez. Zira biz bir karbon yaşam formu olarak, sadece beyinden değil, epey kompleks bir yapıdan oluşuyoruz ve bu yaşam kalım motivasyonu her hücremizin yüzyıllar boyunca taşıdığı, geliştirdiği ve genetik olarak aktardığı bir şey. Ne yazık ki bugünkü rasyonel akıl her şeyi kavrayabildiğine dair bir illüzyonun içinde. Popüler kültür de bu yapay zeka tartışmasını ‘korku’ kültürüyle harmanlamayı pek seviyor. Fakat durum bir bilim kurgu filmi konusunun ötesinde değil. Robotlar da yapay zekalar da dünyayı ele geçirme iç güdüsü geliştirmezler, ancak bu içgüdüsel motivasyonu onlara bir insan kodlayabilir ve taklit üzerinden bir motivasyon oluşturabilir. Yine de organik formdan oldukça uzak olacaktır. Çünkü tüm evrende ortak olan tek bir şey var, o da tüm formların bir noktada sonlanıyor, yokluyor olmasından kaynaklı yaşam motivasyonu. Bunu gezegenlerde de gözlemleyebilirsiniz, karıncalarda da. Dolayısıyla bu kadar evrensel bir yaşam içgüdüsünü, organik olmayan bir forma kazandırmak pek mümkün gelmiyor. Bu anlamda elektrikle çalışan teknoloji, ancak insanın belli yapılarını taklit edebilir. Robotların bu anlamda insanı yıpratan birçok işte kullanılmasını akılcı buluyorum. İnsan hakları bu anlamda devreye giriyor. Çocuk işçi çalıştırmak yerine, robot çalıştırdığımız zaman insan haklarından söz edebiliriz belki.

3. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş gerçekleştiği bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Beyin konularına epey meraklıyım. Bilişsel Bilimler alanında bir dönem okula gitmişliğim, sonra da kişisel bir çalışma olarak sürdürmüşlüğüm var. Dolayısıyla her beyinci gibi ben de ona entegre çalışan çevrimiçi bir mekanizma hayal ediyorum. Yani kitap okumak için bugün ihtiyaç duyduğumuz tüm aygıtların ortadan kalıp, beynimizin içinden internete girip bilgiyle ilişki kurabilmek çok fantastik geliyor. Bu alanda Elon Musk’ın da Neurolink girişimi vardır. Beyin bilgisayar ara yüzlerini biraz daha etkin, birebir beyin için uygulamalar geliştirme merakı. Çok uzak geliyor bilimsel açıdan, çünkü hala beynin çalışma mekanizmasına dair bilgimiz konusunda çok zayıfız. Ama tüm gelişmelerden en çok ilgimi çeken bu. Çünkü evrimsel olarak ciddi bir değişim ve bilgi işleme kapasitesi getirebilir. Zekanın tanımını tekrar tekrar yapmamız gereken bir çağı da ardından getirebilir. Onun dışında yakın gelecekte beklenen robotik devrim var ama onun daha faydalı evrimleşeceğini düşünüyorum. Hatta insan/kariyer/iş gibi sanayi devrimi sonrası hayatımızı kaplayan bu kavramları tekrar değerlendirmeye açacağı için umutluyum açıkçası.

Share on FacebookTweet about this on Twitter