Tasarımcı/sanatçı ve akademisyen. Üç boyutlu çevrimiçi sanal dünyalar, avatar, sanat-tasarım-bilgisayar bilimi ilişkisi gibi çok çeşitli alanlarda çalışıyor. Sabancı Üniversitesi’nde tam zamanlı öğretim görevlisi. Yazıları Leonardo Electronic Almanac, the Journal of Consciousness Studies, the Journal of Gaming & Virtual Worlds, International Journal of Art, Culture and Design Technologies ve Technoetic Arts gibi akademik yayınlarda yayınlandı. İstanbul’da yaşıyor.

 

ESER METNİ

The Mayakovsky Girls

1923’te yayınlanan şiir kitabı “For the Voice”, El Lissitzky’nin metinsel görselleştirme turu olarak tanımlanabilir. Şiirlere katkıda bulunan Vladimir Mayakovsky ile birlikte El Lissitzky, semboller (Komünist çekiç ve orak gibi) oluşturmak için kullanılan geometrik şekiller, clip art (bazı sayfalarda bulunan işaret parmağı gibi) ve negatif alan kavramını bir araya getirdi. Bunların hepsi de duyulmadan görülebilecek bir şiir kitabı elde etmek için kırmızı, siyah ve beyazın üstün rengiyle renklendirildi.

Avatarların yürüyebileceği kitap sayfalarından sanal, labirente benzeyen bir mimari inşa ettim ve bu amaçla, orijinal materyalin manipülasyonlarını içeren stratejileri kullanmaya karar verdim: sayfaları olduğu gibi yeniden üretebilirdim; rengârenk bir labirentle sonuçlanırdı, oysa aklımda olan şey, asetatların birbiri üzerine katlandığı bir şeydi. Başka bir deyişle, kitabın tamamının bir anda görünür olmasını sağlayacak bir yapı. Bu amaçla, orijinal kitap sayfalarını, arka planların çoğunu silerek ve bazen bunları ince çizgilerle değiştirerek veya okunabilirliği sağlamak için üst üste yerleştirilen asetatlar arasında daha iyi kontrast elde etmek için açık arka planları siyaha çevirerek değiştirdim.

Bu kitap mimarisinde dans eden Mayakovsky Kızları’na – bir corps de ballet ve bir baş dansçının – vücutlarına ve derilerine, kitap sayfalarının görsel sembolleri ve tipografik öğeleri haritalandı. Bir başka deyişle, materyali orijinalinden farklı bir amaca uygun hale getirdiğim için, orijinal eserden alınan aşırı bir özgürlük burada. Mayakovsky Kızları, avatarın insan temelli biçimine güçlü referanslar taşır ve aslında kadın insan varlığı varlıkları olarak hemen tanımlanabilir. Bununla birlikte, dans ettikleri mimarinin ‘cam’ duvarları gibi, aynı zamanda izleyicilerinin kendileri aracılığıyla görmelerine veya daha çok ‘şeffaflık’ ile harmanlanmış varlıklar olarak görmelerini sağlayan belirli bir miktarda şeffaflık taşırlar.

1.İnsan, teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

Biliyoruz ki hayvanlar aleminde de alet kullanımı var, hatta insan dışındaki maymun türleri ve hatta başka birtakım türler (mesela kargalar!) arasında kompleks, birden fazla düşünsel aşama ve aleti gerektiren bir takım eylem dizinleri de var. Bu olgulara bakarak başka türlerde ve cinslerde de insanınkine benzer teknoloji ilintili akıl yürütmelerin, planlamaların olduğu sonucuna varabilmek herhalde mümkündür. Ya da (en azından kendi adıma) insanın bu konuda o kadar da ayrıcalıklı olmadığını düşünmeye tercih ederim. Fakat, ne olursa olsun, eninde sonunda, genel geçer anlamında “teknoloji” kadar karmaşık, çok aşamalı, çok derin planlama ve sebep sonuç ilişkileri içeren bir kavramın insan aklının ve bu aklın gözlemlediği ya da kurguladığı, vehmettiği birtakım ihtiyaçlar olmadan var olması pek olası değil derim.

Fakat, elbette ki kontrol insanda değil. Bu modernizmin büyük bir vehmi idi. Yani, teknoloji yoluyla doğanın kontrol altına alınabileceği vehmi. Ama görüyoruz ki, sonuçta kontrol hala sapasağlam doğanın elinde duruyor ve kendisinin kontrol altına alınma eyleminde herhangi bir biçimde aşırıya kaçılması karşısında çok sert tepkiler veriyor: Eko-sistemler bozuluyor, çölleşmeler meydana geliyor, küresel ısınma, doğum oranlarında düşme, aşırı yaşlanan toplumlar (ki bu bence insanlığın karşısındaki en ciddi sorunlardan birisidir zira eğer toplumlar genç nesillerle kendilerini ve yaratıcı potansiyellerini yenileyemiyorsa bu bir medeniyet çöküşünün göstergesi olmaz mı?), vs. Biz insancıklar da bunlara karşı aklımızca başka bir takım, daha da ileri teknolojiler geliştirerek çare bulmaya çalışıyoruz. An itibarı ile durum bu, böyle bir aşamadayız. Fakat benim kişisel tahminim son rauntta doğanın, hem de üstelik çok acımasız bir galibiyet ile meseleyi sonuçlandıracağı.

2.Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

Benim bildiğim, robot hakları daha ziyade onları geliştirenlerin uyması gereken kısıtlayıcı birtakım kurallarla ilgili. Yani “robot ve insan” ikileminde insanın haklarının korunması ile ilgili[1]. Mesela telif konusunda. Sorulan sorulardan bir tanesi şu mesela: “Eğer benim geliştirdiğim bir yapay zeka benden bağımsız olarak, benim bilgim dışında, yeni bir ürün geliştirirse bunu telif hakkı bana mı aittir yoksa yapay zekaya mı?” Gerçekten ilginç bir soru. Fakat bence pek de telaş edecek bir durum yok ortada, yani biraz acul davranılıyor olabilir: Şahsen tanıdığım çok ünlü bir Alman sinir bilimci ekibi ile birlikte senelerden beri göz ile beyindeki görme merkezi arasındaki en etkin sinirsel patikayı hesaplamaya çalışıyor. Ve bana dediğine göre yüzbinlerce ayrı yol (ya da ihtimal diyelim), ve üstelik bir de bu yüzbinlerce ihtimalin kombinasyonlarından ortaya çıkabilecek milyonlarca alternatif yol varmış. Ve bu beyin dediğimiz şeyin sadece tek bir işlevinin, yani görme fonksiyonunun karmaşıklığı. Şimdi, onu yaratan insandan bağımsız olarak, bir sorunsal yaratıp da buna çare bulmak için yeni bir ürün geliştirmek isteyecek bir yapay beyin düşünelim. Ne kadar komplike bir şey… Belki günün birinde olur ama hele önce şu görme, işitme, tat alma, dokunma falan gibi gündelik işlevleri ve onların kombinasyonlarını bir çözelim de onların göstereceği yeni ihtiyaçlar üzerine yapay beyin yeni bir sorunsal üretsin… Daha buna epey bir yolumuz var derim. 😉

3. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş gerçekleştiği bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Ben pek bilim kurgu meraklısı değilimdir. O yüzden sizinle paylaşabileceğim böyle bir heyecanlı beklentim maalesef yok.

Share on FacebookTweet about this on Twitter