Sanat ve tasarım alanlarında kolektif işler üreten NOHlab’in kurucu ortağı, yeni medya sanatçısı. Venedik Mimarlık Bienali, TED X, ARS Electronica, Todaysart ve FILE gibi birçok festival ve sergiye katıldı. Birbiriyle kontrast unsurları bir araya getiren çalışmalarında, varoluş nedenlerini odağına alıyor. İstanbul’da yaşıyor.

ESER METNİ

 

TRANSITION

Transition, evrimsel sürecin geçmişinin, bugününün ve geleceğinin nasıl algılandığı ile ilgilidir. İnsanın merkeziyetçi duruşunun ötesinde bir tavırla, insanlığın evrimsel süreçte yalnızca kurgusal bir unsur olduğunu ve gelecekte var olmayabileceğini hatırlatır. Bu yok oluşa olumsuz bir bakış açısından bakmak yerine, insan merkezli dünyanın yitip gitmesinin doğal bir geçiş süreci ve evrimin bir parçası olduğunu ifade eder. İnsanın, insan olmayan aktörlerle birlikte bir mutasyon sürecinde olduğunu ve yalnızca başka bir şeye evirildiğini anımsatır.

Transition; 5 adet aynanın farklı şiddetlerde titretilmesi ile oluşan bir enstalasyondur. Titreşim motorlarının aynaları titretmesi ile birlikte, izleyici suretini bulanık bir şekilde görür. Titreşim frekanslarının birbirinden farklı olması, insanlığın derin zaman içinde okunamayan evrimsel dönemlerini simgeler. İzleyicinin suretini en bulanık gördüğü aynalar, insanlığın geçmiş ve geleceğini, en net gördüğü ayna ise şimdiki zamanını betimler.

Konsept ve Tasarım: Candaş Şişman

Yaratıcı Kodlama, Elektronikler, Teknik Danışman: Burak Öztürk

Teşekkürler: Lalin Akalan, Pınar Akkurt, Ali Uzun, Osman Dede, Ebru Yetişkin

Zorlu Performans Sanatları Merkezi tarafından desteklenmiştir.

1. İnsan teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

İnsan, teknoloji ve bilim sayesinde her zaman en büyük tutkularından biri olan tanrısallaşma noktasına gelmiş durumda. Artık sanal dünyalar yaratıyor, hücreleri kodlayabiliyor veya yapay zekâlar üretebiliyoruz. Kimi inanışa göre tanrının sahip olduğu güce, yani var olmayan bir şeyi yaratma gücüne sahibiz. Bu ironik bir durum açığa çıkartıyor. Tanrının yarattığı insan, tanrıyı yok ediyor! Aslında tanrı kavramını yaratan, tanrının yarattığı düşünülen insanın ta kendisi. Bu açıdan baktığımızda bizim yarattıklarımız da, bizleri yaratıyor diyebilirim. Biraz açmam gerekirse, bizi biz yapan en önemli duygulardan biri korkularımızdır. Aslında bir şey yaratma ihtiyacı, özünde yok olmaktan korkmaktır. Yok olmak evrimsel sürecin bir parçası ve tam anlamıyla yok olmak değildir. Yok olmak, başkalaşım ve değişimdir. İnsan merkeziyetçiliğini bir kenara bırakıp yok olacağımızı ve kontrolün zaten bize ait olmadığını kabullenmemiz gerekiyor. Biz, büyük bir değişimin ufak parçalarıyız ve sürekli değişmekteyiz. Teknoloji sayesinde yarattıklarımız ise, bu değişimin doğal bir parçası.

2. Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

Hayır. Bu, tartışılması gereken bir durum. Sadece inovasyon, teknoloji ve bilimin getirdiği yenilikler üzerine konuşulması ve bu konularla ilgili bir fetişizmin ortaya çıkışı, aslında insanlığın tarih boyunca yaptığı en büyük hatalardan biri. Yani bir durumun tek noktasına odaklanıp, diğer noktalarını hiçe saymak. Asıl yapmamız gereken, bütüncül şekilde durumları değerlendirip her noktasını güçlendirmeye çalışmak. Eğer temel insan haklarını, teknoloji kadar hızlı geliştirebilseydik, çok daha mutlu bir insanlık olabilirdi. Benim dediğim kesinlikle lineer şekilde önce bir problemi halledip, sonra diğerine geçmek değil! Her şeyi bütüncül şekilde algılayıp, konsantrasyonumuzu her yöne aktarmaya çalışmak.

3.Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş realize olduğu bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Gerçekliğin tamamen anlamını yitirdiği, herkesin kendi gerçekliğini tasarlayabildiği, birçok gerçeklik içerisinde bütün duyularımızla var olabildiğimiz ve zaman kavramının ortadan kalktığı bir bilimkurgu senaryosunun gerçeğe dönüşmesini heyecanla bekliyorum.

Share on FacebookTweet about this on Twitter