Salon’un kurucusu, Arkitera ve Architizer A+ Awards sahibi mimar. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimari Tasarım Atölyesi’nin yürütücülüğünü yapıyor. Zaman-mekan ilişkisinin çeşitli ifadelerini araştıran enstalasyon ve müze projeleri tasarlıyor. İstanbul’da yaşıyor.

 

ESER METNİ

RESET FOIL

* Everyone, deep in their hearts, is waiting for the end of the world to come.
Haruki Murakami, 1Q84

Belki yaşadığımız dünya, bundan önceki başarısız örneklerinin bir uzantısı ve bu yüzden de sonun gelmesi; daha iyi bir başlangıç yapmak anlamında hepimize daha cazip geliyordur.

Küresel ısınma, bulaşıcı hastalıklar, nükleer riskler, sınıfsal ayrımlar ve çevreyi tüketen çarpık kentleşme… İnsanlığın geldiği ve gittiği noktayla ilgili hepimizin şüphelerinin olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bir çok nesil boyunca devam eden problemlerimize her geçen gün yenileri ekleniyor. Bir yandan da “How to Rebuild Our World from Scratch” gibi kitaplarla veya kendi başına bir janr olan dünyanın sonunu konu alan filmlerde yeniden bir uygarlık oluşturmanın türlü şekillerini tahayyül ediyoruz. Bu anlamda insanlık olarak bir türlü kurtulamadığımız hataları tekrarlamamak için son, en iyi başlangıç olabilir belki de.

Google aramalarında küresel ısınma ve nükleer patlamalar bir dünya sonu senaryosu için en çok ihtimal verdiğimiz olasılıklar arasında görünüyor. Peki hafızlarımızın giderek kısaldığı ve internete bu denli bağımlı olduğumuz bir çağda, elimizdeki tüm bilgi ve know-how’ın da yok olacağı bir doğal felaket senaryosu ile karşı karşıya kalırsak yaşamsal tepkilerimiz nasıl olmalı?

Sığınaklar inşa etmek veya marsa yolculuk gibi hayatta kalmaya yönelik içgüdüsel dürtülerle oluşturmaya karşı; tasarlanacak, açık kaynağa bağlı ve gelecek nesillere aktarılacak bir yazıt (epigraph) gözüyle bakmaya davet ediyor bizi tasarımcı.

Reset foil, kürsel ısınmadan kaynaklanan olası bir doğal felaket sonucu hayat döngümüz sonlanma noktasına geldiğinde, yeni bir başlangıç yapmak için gerekecek minimum barınma olanağını ve bilgiyi elde edebileceğimiz kişisel bir yaşam alanı kiti. En yaşamsal ihtiyaçlarımızdan olan barınmaya daha az yapılı, doğayla bütüleşebilen yeni bir dünyaya başlangıç nüvesi.

Bugün aslında insanlık birçok alanda bu senaryoları göz önünde bulunduruluyor. Somut bir ürün ya da internet bile yaşam döngüsü sona erdiğinde; acil durum planı, o şeyi yeniden hayata döndürmek için değil, sona erdiği noktadan itibaren yeniden nasıl başlayacağı ile ilgili senaryolar ortaya koyarak gelişiyor. Wikipedia acil kurtarma planı yapıyor, bir araştırma gurubu dünya üzerindeki tüm bitki türlerinin tükenmesine karşın Norveç’in takımadalarından biri olan Svalbard’da bir dağın yamacında Tohum Kasası kuruyor. Reset Foil, de bu tür “Dünyanın Sonu” projelerinden yola çıkarak temel mimari referansları kurtarıp, bu referanslar üzerinden yeni mekansal çözümlemeler oluşmasını umut ediyor.

“Warning level 1 template

Wikipedia is now in read-only mode. No further edits to this encyclopedia are possible. Print this article immediately.

Please consult the Terminal Event Management Policy for details of how you can safeguard the contents of this encyclopedia for future generations.

The Wikimedia Foundation will endeavour to keep this site operational for as long as possible. We would like to thank you for your support and wish you luck during these dark times.”

Wikipedia Terminal Event Management.
(Wikipedia’nın sürekliliğini sağlamak için geliştirilen acil durum prosedürü)

Mevcut iletişim, teknoloji ve yeni medya alanlarının ulaştığı hafifliğin mimarlık pratiğinde karşılığının olmadığını düşünen mimar bu anlamda dünyayla yeniden etkileşim yüzeyimizin daha az olduğu “narin” bir ilişki kurma fikri üzerine spekülasyon üretiyor. Yapısal sistemler yerine daha hafif sistemlerle daha ileri altyapılarla ilişki kurarak; “Doğayı daha iyi anlayıp, onu bizim yaşam koşullarımıza çekerek değil, onun koşullarını anlayıp uyum sağlayacak daha hafif teknolojiler geliştirilebilir mi?” sorusunu yanıtlayacak denemeler yapıyor.

Reset Foil bilgiyle işlenmiş bir malzeme önerisi getiriyor ve gittikçe ağırlaşan, yoğunlaşan yapı üretim tekniklerine alternatif bir bakış sunuyor. Daha az yapı elemanı, daha az malzeme, daha az tahribat ile daha derinlikli ve ileri altyapılarla çok katmanlı mekanlar yaratmanın tek olasılığının barınmanın temel problemlerine odaklanmak olduğunu savunuyor tasarımcı.

Projenin bilgi işlenmiş malzeme modelini, acil durumlarda vücut ısısını sabit tutmak ve korumak, güneş ısısını, rüzgarı ve suyu geçirmeyen, hafif ve taşınabilir bir ürün olan, NASA tarafından geliştirilmiş termal / anti radyasyon folyosunun üzerinden gerçekleştiriyor. Şilte, en basit mekan yaratma denemesi olarak minimumda bir barınma alanı sağlıyor. Tek kişilik hayatta kalma ünitesi aynı zamanda alternatif bir barınma kültürüne dair spekülatif bilgiler içeriyor. Bunun için mimar şiltede yeni bir uygarlığın doğa ile potansiyel ilişkisine dair bir harita gizliyor. Bu haritaya alternatif bir yapılaşma, daha doğrusu yapılaşmamadan dünyayla ile ilişki kurma üzerine bir deney de diyebiliriz. Aynı zamanda ziyaretçileri bu kurguya dahil ederek kendi versiyonlarını hazırlamaları için teşvik ediyor. Böylelikle bir barınak olmanın ötesinde, doğayla ilişkimizi yeniden düşündürecek ipuçlarını veriyor ve ziyaretçileri kendi “yazıt” larını oluşturmaya davet ediyor.

Projenin ana malzemesi olarak kullanılan şilte, katlanarak her cebe sığıabilecek ince bir paketten; biyolojik olarak hayatımızı devam ettireceğimiz bir nesneye; her şeyin yok olduğu bir dünyaya uyandığımızda geride bıraktığımız yapılaşma kültürüne dair bizi düşündürecek bir barınağa dönüşüyor.

* Herkes kalbinin derinliklerinde dünyanın sonunun gelmesini bekliyor.

 

 

1.İnsan, teknolojinin tanrısı mı? Ya da biz her şey kendi kontrolümüzde zannederken, roller değişiyor mu?

Bu nereden baktığınıza göre değişir. Ama sanırım insana şimdilik bilgisayarların veya makinelerin tanrısı diyebiliriz. Bu değişebilir mi şu an bilemeyiz. Çünkü zaten bilincin nasıl oluştuğu hakkında bir fikrimiz yok. Bunu bilseydik birileri net çıkarımlar yapabilirdi sanıyorum. Evet bugün yapay zeka denemeleri yapılıyor ancak zeka ve bilinç tam olarak aynı şeyler değil. Her ne kadar ikisinin kaynağı da beyin olma ihtimali olsa da ikisi de farklı olgular. Öte taraftan bunun olanaksız olduğunu da düşünmüyorum. Makineler de bilinç kazanabilir. Sanırım bu tartışmayı yıllardır bu kadar cazip kılan şey de birçoğumuzun acımasız ve ahlak değerlerinden yoksun robotlardan korkması. Makinelerin vicdan, sevgi gibi duygulardan yola çıkarak bize özgü oluşmuş “etik” değerlerinden yoksun olacaklarına inanıyoruz. Peki biz insanların kötü ahlaklı olmadığını mı düşünüyoruz acaba? Bu gün içinde olduğumuz dünyada etik değerler konusunda pek de başarı sağlamış gibi görünmüyor insanlık. Yani makineler düşünmeye başlayacaksa ilk düşünecekleri insanlığı yok etmek, ceplerini parayla doldurmak bu kalabalık dünyayı insanlardan temizlemek mi olur emin değilim. Bence makineler düşünmeye başlayacaksa en önemli problemlerinin varoluş amaçlarını bulmaları olacağına inanıyorum. Tanrısının bile var oluş amacını tam olarak bilmediğini düşünürsek gözlerini açtıklarında çaresiz bir arayışla baş başa kalacaklarına inanıyorum.

2.Robot haklarından bahsettiğimiz bir devirde, insan haklarını koruyabiliyor muyuz?

İnsan haklarının geçmişe göre pek gelişme kaydettiğini sanıyorum. Kölelik vardı, koloniler vardı veya demokrasi diye bir şey yoktu diyeceksiniz. Evet ama en azından bazı berrak gerçekler vardı; köle olanlar durumun farkındaydı. Bugün hepimizin gerçekler hakkında çok az fikri var. Şarlatan çağında yaşıyoruz. Örneğin yapay zeka çok heyecan verici bir teknoloji. Tasarım aracı olarak tasarım modelleri oluşturup binlerce itarasyon arasından en iyi sonucu seçmek, olası problemleri hemen test edebilmek, tasarımlarınızı yönetmeliklere uyarlayabilmek olağanüstü olur. Ancak bu teknolojiyi etkin biçimde ilk kullanacakların uluslararası finans kuruluşlarının, silah üreticilerinin, gizli teşkilatlarının olacağını bilmek de bir o kadar üzücü. Benzer şekilde big data için de heyecanlıydık. Kentlerin sağlıklı gelişmesi için algoritmalar geliştirilebilecek, çöküntü alanlarını minimize edilebilecek, ekoloji koridorları geliştirilebilecekti. Bunları kısıtlı ölçeklerde gerçekleştirdik de. Ama eninde sonunda big data’nın kentleşme anlamında en yaygın kullanıldığı durumlardan birisi akaryakıt istasyonunu yerleştirmek için en karlı lokasyon seçiminin tespiti oldu. İnsan hakları konusunda ise durum daha iyi değil. Toplu bilgi işleme programları toplumun doğal içgüdüleri, korkuları ve zayıf yanlarını birer manipülasyon kaynağı olarak kullanmaya başladı. Amerika’nın geçtiğimiz seçim kampanyalarında şahit olduğumuz psikografi (psychography) şirketlerinin başarısı da bunun en büyük kanıtı. Ne yazık ki bu yeni teknolojileri için henüz yasalar ve etik değerler söz konusu bile değil. Yani birçok temel haklarımızdan yoksunuz ve işin kötüsü birçoğumuz farkında bile değiliz. Tabi bütün bunlara karşılık insan hakları için harika girişimler de var. Kar amacı gütmeyen crowdrise.com gibi kuruluşlar veya kiva.com gibi mikro finans ile küresel eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik girişimleri çok heyecan verici buluyorum. Robotlar hakları olacak seviyeye gelebilirlerse insanlara göre önemli bir avantajları olacak. Robotlar hatalarını tekrar etmiyor hatta birbirlerinden öğrenebiliyor olacaklar. Bu anlamda kendi haklarını korumak konusunda pek zorluk yaşayacaklarını zannetmiyorum.

3. Bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz her şeyin yavaş yavaş realize olduğu bir dünyadayız. Gerçeğe dönüşmesini heyecanla beklediğiniz bir bilim kurgu senaryosu?

Katılıyorum bir şeyi gerçekten hayal edebiliyorsan o en azından bir gün bir yerlerde oluyor. Bu anlamda bilimkurgu filmlerini çok severim ama gerçekleşmesini tam olarak istediğim bir bilimkurgu yok. Çünkü doğası gereği genelde felaket senaryoları ile iç içe geçmiş oluyorlar. Ama en azından bir bölümüne tanık olmak istediğim birçok film var. Örneğin David Crononberg’in Existenz’ı. Bir gerçeklik içinde gerçeklik hikayesi. Film boyunca insanlarla iç içe geçen organik canlılar çok zekice tasarlanmış. Diğer taraftan “Gattaca” hem film mekanları hem de içeriği ile müthiş bir film. Agresif görseller kullanmasına gerek kalmadan duygusal derinliği ile sürükleyici bir hikaye oluşturmuş. İnsanlığın gen haritalama ile sürüklendiği yol ayrımını konu alması anlamında zamanına göre provokatif bir bilimsel zemine oturuyor. Arka planları ise 1960’ların Kaliforniya’sına özgü “geç modern” stilinde birçok yapının farklı kombinasyonlarla bir araya gelmesiyle oluşmuş. Filmin konu aldığı genetik sterilizasyonla bütünlük sağlayan mimarisini deneyimlemek güzel olurdu.

Share on FacebookTweet about this on Twitter