Teknoloji sadece hayatımızı kolaylaştırmıyor aynı zamanda sanatın en çarpıcı örneklerini görmemizi sağlıyor. İtalyan sanat ve bilim stüdyosu fuse*, Dökk ile gerçek zamanlı verilerin kullandığı bir dans performansı sunuyor. Digilogue desteği ile ilk Türkiye prömiyerini 16 Ekim günü Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde yapacak olan Dökk’ün yaratıcıları fuse*’a göre sanatların teknoloji sadece bir araç, asla bir amaç değil.

İtalya’nın en yenilikçi sanat ve bilim stüdyosu fuse*’un çalışmaları teknolojinin ilhamı ile ortaya çıkıyor. Özel bir yazılımla dizayn edilmiş gerçek zamanlı verilerin kullandığı dans performansları Dökk, fuse* yenilikçi yapısının en önemli göstergesi. Ekibe göre Dökk’ün ardındaki konsept, içinde yaşadığımız gerçekliğe dayanıyor. Bu bir bakıma da duyularımız tarafından algılanan ve zihnimiz tarafından yorumlanan girdilerin çevirisinin sonucu olduğunu da belirtiyorlar. Bu girdiler aklımızda görüntü, ses, koku haline geliyor ve var olan her şeyi temsil eden bir öneme sahip oluyor. fuse*’un bu projesinde karanlık ve aydınlığın savaşını çok farklı bir dille izliyoruz. Bu metaforu nasıl geliştirdiğini ise ekip şöyle anlatıyor, “Dökk’teki kahramanımız yolculuğu sırasında iki ekran ile bir arada oluyor. Aklındakiyle dijital evrene yansıtılan her şeyin farklılığının metaforunu gösteriyoruz. Bu evrenlerin oldukları gibi yani en gerçek hallerini hayatın en başında, çocuklukta ve öldüğümüzde görülebiliyor. Bu yolculuk boyunca, evren farklı şekillerde deforme oluyor. Bu deformasyon yaşamımızdaki deneyimler, içinde bulunduğumuz toplum, kurduğumuz ilişkiler ve meydana gelen her şeyin toplamıyla fikrimizde var oluyor. Bize sadece çocukluk dönemindeki saflığı kaybetmemiz kalıyor. Tüm bu süreç, aydınlık ve karanlığın yaratılışını simgeliyor. Sadece hayatın sonunda, ışığı yeniden keşfederek bir çocuğun samimiyeti ile bir kez daha gerçekliği algılama şansımız oluyor.”

Kelime kullanmadan yapılan soyut koreografi

Sanat ve bilim arasındaki buluşma alanında faaliyet gösteren fuse*’un çalışmalarının ana konusu duygular. Onlar için teknoloji sadece bir araç, asla bir amaç değil. Her zaman bir hikaye anlatmanın gerekliliğine önem veren ekip, ortaya çıkan teknolojileri anlatıya derinlik kazandırmak için kullanıyor ve izleyicisine duygusal bir tınıyla dokunuyor. fuse* “İzleyicilere, bir şekilde onlara ilham verebilecek özgün bir bakış açısı sunuyoruz. İnsan, anlatılarımızın ve deneyimlerimizin merkezi ve teknoloji içeriğin sadece hizmetinde. Yaptığımız şeye daha derin bir anlam vermeden sadece teknolojiye odaklanırsak, sadece o teknolojinin ömrü kadar iş yapmış oluruz. Sanat eserlerinin çılgınca değişen ve gelişen teknolojinin tam karşısında ebedi olması gerektiğine inanıyoruz” diyor. İzleyicinin yarattığı yolculuğa eşlik etmeyi kabul etmesi onların için çok önemli. Gösterilerin izleyicisine kendi anlamlarını bulduran ve özgür olmaları ilhamını veren bir amaç olarak görüyorlar. fuse* bu bağı ise şöyle tarif ediyor; “Her insanın yarattığımız eserlerle empati kurabileceği fikrini seviyoruz. Özellikle izleyicilerde hangi duygu, anı ve hissin ortaya çıktığını keşfetmekten zevk alıyoruz. Kelime kullanmadan sadece çok soyut koreografilerle eşleştirilmiş görsel ve sesli metaforlarla çalışıyoruz ama her yaş ve kültürden izleyicinin düşünceleri çok farklı şekilde ortaya çıkıyor. Bunu yaparken çok sayıda insana dokunabilecek, kolektif bir deneyim yaşatabilecek evrensel bir dil yaratmayı başardığımızı düşünüyoruz.”

Hikayeleriniz empati yaratmalı

Işık, ses, mekan ve hareket etkeni ile disiplinler arası işler üreten fuse*’un neredeyse her işi birbirinden farklı. Bu da ses mühendisleri, sanatçılar, müzisyenler ve teknisyenlerden oluşan ekibin çeşitliliğinden kaynaklı. Kendileri de çok fazla disiplinden insanın çalıştığı bir ekip olduklarının altını çiziyorlar. Farklı becerilere sahip kişilerin birlikte çalışmalarına izin vererek yaratım sürecini yaratıcı hale getiriyorlar. fuse* ekibi bu çeşitliliğin getirdiği farklılık için “Tabii ki, her zaman en temelde ortak bir vizyon ve felsefemiz var. Bize yol gösteren ve fuse* kimliğini oluşturmak için gerekli yapıyı veren bir dizi değerimiz var. Bunlardan bazıları insanoğlunun her zaman deneyimin merkezinde olduğu; anlatmak istediğimiz hikayenin yol göstericisi olduğu; teknoloji bir araçtan başka bir şey olmadığını anımsamamızı sağlayan değerler… Her bir projenin bizim ve izleyiciler için ilham vermesi, birleştirmesi ve derin bir anlamı olması gerek” diyor.


Teknoloji ile sahnede hikaye anlatıcılığı yapan da fuse* ekibi iyi hikayeler yaratmanın mümkün olduğuna inanıyor ve bunu da bir kelime, bir renk, bir şiir, bir müzik, bir bilimsel teori ile gerçekleştirildiğini belirtiyor. İlk hedefleri ise hikayenin mümkün olduğunca çok insanda empati yaratmasına izin vermeleri. fuse*’a göre gelişen teknolojilerin sonsuz bir etkileyici olanağı var. Dijital teknolojilerin ilginç yönüyle ilgili ise “Farklı diller arasında köprü ve bağlantılar oluşturmaya ve hatta yenilerini oluşturmaya izin vermeleri. Yeni oyunumuz Dökk söz konusu olduğunda sahnede kullandığımız teknoloji müzik, görseller ve koreografi ile bütünleşen anlatı unsurları arasında derin bir bağlantı kurmada çok önemli” diyor.

fuse*’un German Design Award 2019 Special Mention ve Digital Design Award, Sound Design ödüllü oyunu Dökk ise Digilogue desteği ile ilk Türkiye prömiyerini 16 Ekim günü Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde yapacak.