Yaratıcılık, teknoloji, müzik ve daha fazlası! İki gün boyunca sanatın bugünü ve geleceğini kutlayan bir atmosferde geçen Sónar Istanbul, büyüleyici görsel-işitsel performanslar, hayal gücünün sınırlarını zorlayan paneller, söyleşiler ve atölyölerle farklı kültürlerden 100’ün üzerinde sanatçı, araştırmacı, düşünür, akademisyen, müzisyen ve bilim insanını aynı çatı altında buluşturdu.

Sónar Istanbul’daki görsel-işitsel performanslarımız, Hakanai ile başlıyor. Claire Bardainne ve Adrien Mondrot’nun reel dünyanın sınırlarını ortadan kaldıran projesi, dans performansını mümkün olan en görsel seviyede sunarken, Janponca’da “rüya ve gerçek arasındaki” anlamına gelen bu kelimeyi de akıllara kazıyordu. Projenin yaratıcıları Claire Bardainne & Adrien Mondot, çalışmayı şu sözlerle anlatıyor;  “Rüyaların anlık doğasının ve hayatın süreksizliğini keşfeden dans koreografisi, hareket eden bir kübün çevrelediği alan içinde sergileniyor. Japonca Hakanai, narin, kalıcı olmayan, fani ve anlık – rüya ve gerçek arasındaki anlamlarına gelmektedir. Bu köklü kelime, insanlık hallerine ve risklerine tarif edilmesi zor bir bakış açısı getiriyor. Yazılışı ise insanı sembolize eden grafik karakter ile rüyayı sembolize eden karakterin birleşimiyle mümkün oluyor. Bu sembolik bağ hayal gücü ve gerçeğin uçurumunda yatan görsellerle yüzleşecek olan dansçılar için bir başlangıç noktası teşkil ediyor.”

c/a, Hyper_hologram ile yapay zeka ve makina öğreniminin uygulamalarını dijital bir büyü içinde izleyicisine sunarken Sónar Istanbul’un ilk günü hız kesmeden devam ediyordu.Yapay zeka ve makina öğreniminin uygulamalarını dijital bir büyü içinde izleyicisine sunan performans, Rachamninoff’a saygı niteliğindeki kurgusunda çok boyutlu bir vektörü dans pistine dönüştürüyordu. Burada her şey birbirine dolanmış, her şey mümkün, bu gizemli ikiliyi daha yakından tanımak içinse  link‘i takip edin.

Synthesis”, 24 metrelik dev ekranda canlı performansı ile herkesi büyülüyordu! Ethem Cem, Tiber Ergür, Enes Özenbaş ve Cihangir Arslan’a ait işin arkasındaki fikir; bir sistemin parçalarıyla değil, parçaların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği. Performans ve işbirliği aslında birer metafor olduğuna inan sanatçılarımız, performansın biyolojik bakış açısı ve kullanılan görsel malzemeler ile doğada kendiliğinden parıldayan yaratıklardan ilhamını alıyor. Synthesis / Sentez, insanın doğanın bütünlüğü ile ilişkisini pekiştiren bir görsel ses performansı işbirliği olarak akıllara kazındı.

Sónar İstanbul, ikinci gününde, dünyaca bilinen Meditasyon uygulamasının atölyesiyle kapılarını açıyor. Gündüz programında Digilogue’un tüm felsefine kusursuz örtüştüğüne inandığımız ve iki senedir platformun merkezindeki iş birliklerinden  Sónar +D var. 100’ün üzerindeki sanatçı ile 3 sahnede 11 saatlik bir maratona davet eden programında günün ilk saatlerinde merakla beklenen isim Amerikan savunma uzmanı Jay Tuck! Casusluk aktiviteleri ve silah teknolojileri konusunda araştırmalar yapan Amerikan savunma uzmanı Jay Tuck, son kitabı ‘Evolution without Us — Will AI kill us?’ için Amerikan drone istasyonlarında, Pentagon’da, istihbarat ajanslarında ve yapay zeka enstitülerinde yürüttüğü araştırmaları Sónar+D’de anlattı. Bu ilham verici konuşma önümüzdeki günlerde yine burada paylaşılacak ama öncesinde siz Jay Tuck’ın kendinden emin dünyasına karışmak isterseniz sizi şöyle alalım.

“AI Aesthetics” günün en ilgi çekici paneli. Google Research’te “Sanatçılar + Makine Zekası” programını yöneten Kenric McDowell, City University of New York’ta ders veren ve aynı zamanda Cultural Analytics Lab’ın kurucusu, bilgisayar bilimi profesörü Lev Manovich ve Serpentine Galleries’in baş teknoloji uzmanı Ben Vickers’ın katıldığı paneli Digilogue Artistik Direktörü Lalin Akalan modere ediyor. Yapay zekanın sanat için kullanımı salonu dolduran birçok yaratıcı zihin için soru ve sorunlar içerirken, “Bu durum, diğer her şeyle olan iletişimimizi de sorgulamamıza sebep oluyor.” diyen Ben Vickers, “Yapay zekaya vatandaşlık verilmesi” üzerine görüşlerini paylaşan Kenric McDowell ve “Yeni sanat formlarının kitlesel very işlme çağından getirisi üzerine olan belirsizliği çözümleme” üzerine konuşan Lev Manovich sanatta bir adım öteye giden bir dünya sundu.

 

Eş zamanlı olarak +D Lounge’da gün boyu devam eden MarketLab, VR Realities, sergiler ve söyleşilerle katılımcılar deneyim dolu bir gün geçirdi. “Yapay Zeka ve Müzik” atölyesinde, çokça yan yana duyduğumuz bu iki kelimenin teorisine değinen Atay İlgün Sónar+D’deki atölyesinde soru işaretlerini biraz da olsa sildi. Bir dönem Londra’nın efsanesi Trash gece kulübünün ve Phantasy Plak’ın sahibi Erol Alkan, dans müziğin kurallarını görmezden gelerek yıllardır zirvede. Dj, prodüktör ve organizatör kimliğiyle Sónar+D Music Talks kapsamında Gülşah Gürcü’nün karşısındaki yerini alan Alkan, festivalin ilk gününde de SonarLab sahnesinin kapanışını yapan isimdi.

Festivalin iz bırakan isimlerinden bir diğeri de Daito Manabe oldu! Satoshi Horii ile ortak yapımları Phaenomena, 20 metreyi aşkın Sónar Screen’de izleyenleri canlı performansıyla büyülerken, Manabe limitsiz dünyasının kapılarını Sónar+D ile araladı. Gündelik materyallere yepyeni yaklaşımlar getiren Manabe; insan vücüduna, dataya, bilgisayarlara ve diğer fenomenlere dair olasılıkları gözlemleyerek analog ve dijital arasında köprüler kurduğu Rhizomatiks’taki çalışmalarına dair notlarını paylaştı. Bu video önümüzdeki günlerde digilogue.com da yerini alacak biz sizi şimdilik, Phaenomena ile baş başa bırakıyoruz.

Spekülatif mimar Liam Young, festivalin merakla beklenen ismiydi. Belgesel ve kurmaca arasında nitelendirilebilecek işleriyle teknoloji ve mimari üzerine önermelerini paylaşan Young, Sónar+D’de akıllı şehir sistemi ile seyircileri şoförsüz taksi yolculuğuna çıkardığı iz bırakan sunumu ‘City Everywhere’ ile gelecek senaryolara yeni bir bakış getirdi. Liam’ın anlatı yaklaşımı, belgesel ile kurmaca arasında oturuyor; çünkü görünmez bağlantıları ve modern dünyayı işleyen sistemleri açığa çıkaran projelere odaklanıyor. Liam şimdi uzak manzaralar keşfetmek ve onlardan ekstralar yaptığı dünyaları prototiplemek arasındaki zamanı yönetiyor.

Teknolojinin varlığı ve etkisi arttıkça doğaya dönmemiz tesadüf değil, ihtiyaç. 7 Nisan’ın yoğun programında Pınar & Viola’nın “Mother Earth in Paris” başlıklı film gösterimi de bunu hatırlatan bir mola niteliğindeydi. Kendimizi doğanın kollarından bilimin gerçekliğine bırakıyoruz, karşımızda Dmitry Gelfand ve Evelina Domnitch var! Fiziği, kimyayı ve bilgisayar uzmanlığını esrarengiz buldukları felsefik öğretilerle duyumsal tutulmaların bıraktığı alanda birleştiren ikili Today’s Art Festival‘i kurucusu Olof van Winden moderatörlüğündeki “Arts & Science” panelinde, sanatla anılmak istemeyen bilimin değişen yüzü konuşuldu. Günün ilerleyen saatlerinde ise sesin ve suyun tarif edilmez fizikselliğini görsel işitsel performansa dönüştüren Evelina Domnitch & Dmitry Gelfand’ın şovu Sónar+D’nin unutulmaz anlarına işaret etti. Force Field’da akustik kadırma kuvvetiyle havaya kalkan su damlaları parçalanıyor, buharlaşıyor ve kendilerini küreler, toroidler ve salınan çokgenlere dönüşmüş bir biçimde yeniden şekillendiriyorlar. Performans, sesin, suyun tarif edilmez fizikselliğinin, göksel ve atomaltı varlıkların rotasyonel dinamiklerinin 3 boyutluluğuna simultane bir biçimde dokunuyor.

Günün merakla beklenen ismi Alva Noto! Görsel-işitsel performans diyince zihinlerde canlanan isimlerin başında gelen Carsten Nicolai, “Alva Noto” mahlasını kullanıyor.  “Uniqeav”, Alva Noto’nun kusurlu elektronik sesler üzerine yarattığı son projesi. Alman sanatçının ses ve görsel frekansları, algımızın limitlerini zorluyor. Carsten Nicolai’nin bugüne kadar yayınladığı şarkılara ve müziğinin özüne bakıldığında ise bir görsel sanatçı olarak yaptığı işlerin yankılarını görmek mümkün. Nicolai’nin işlerine bakıldığında, ses ve görsel frekanslar gibi bilimsel fenomenleri algısal bir takım limitlerin dışına taşıyarak hem kulağa hem de göze anlamlı kılmaya çalıştığı söylenebilir. Enstalasyonlarında göze çarpan minimalistik estetik, istikrarı ve elegant görüntüsüyle bakan gözü adeta içine hapsediyor. 49. Venedik Bienali ve documentaX gibi önemli uluslararası sergilere katıldıktan sonra Nicolai’nin işleri, dünya çapında hem solo sergilerde hem de grup sergilerinde seyircisiyle buluşmaya başladı.

Yoğun günün en farklı yaklaşımı Onur Sönmez, Motoi Shimizu ve Sinan Tınar’dan geldi. Bir balinayı gerçek boyutunda izleme olanağı sunan Hero, izleyenleri dönüşen hayatın içinde anılara dair bir düşe davet ediyordu. Sónar Istanbul’un cazibe merkezi ise hiç kuşkusuz ki Digilogue Space’teki Narrow by Nonotak sergisiydi. Takami Nakamoto’nun zaman ve mekanda ses kullanımına gösterdiği özenle, Noemi Schipfer’in kinetik görselliğe sahip geometrik illüstrasyonlarının buluşmasıyla ortaya çıkan enstalasyon, elmas konfigürasyonlarındaki yüksek güçlü LED’lerin onlarca metre uzunluğunda belirli aralıklarla kusursuzca yerleştirilmesinden meydana geliyor. Sónar Istanbul kapsamındaki sergi Zorlu PSM Digilogue Space’te 29 Mayıs’a kadar gösterimde. Sergi hakkında daha fazla bilgi için sizi buraya alalım.

3 sahneye yayılan; 4 panel, 3 keynote, 1 gösterim, 6 performans, 13 demo, 10 expo, 10 workshop, 3 sergi ve yaratıcılığın sınırlarını zorlayan diğer projeler… Sónar İstanbul ile 100’ü aşkın sanatçı 36 saat boyunca farklı disiplinlerdeki işlerini, üretim felsefelerini ve gelecek öngörülerini paylaştı. Performanslar, sunumlar ve daha fazlası için bizi takip etmeye devam edin!