Okja, filme adını veren karakterle muhteşem bir açılış yapıyor. Okja kim? Mest bir iş kadını Lucy Mirando (Tilda Swinton) basına ve yatırımcılarına yaptığı bir multimedya sunumuyla bize, küresel şirketinin keşfettiği yeni “süper domuz” türünden bahsediyor. Devasa ve aheste bu yaratık bir hipopotamı andırsa da çok da tehditkar bir ifadeye sahip; “Bu yaratık gıdanın geleceği.” diyor Lucy. Okja, türüne en uygun yaşam alanını bulmak için başlatılan küresel yarışmanın bir parçası olarak Güney Kore’deki bir çiftliğe gönderilen ödüllü bir yavru. Çiftlikte 10 yıl boyunca dağlarda gezinip otlanacak ve çiftçinin torunu genç Mija’ya (Ahn Seo-Hyun) arkadaşlık edecek.

Bong Joon-Ho’nun göz alıcı filmi Okja’nın ilk parçası (çarşamba günü Netflix’te yayınlanıp sınırlı sayıda sinemada gösterimi yapılacak) keyifli bir kırsallığa sahip. Mija ve devasa arkadaşının maceralarını ve onları izleyen iyi niyetli büyükbabayı (Byun Hee-Bong) anlatıyor. Sorunsuz yaşamları Lucy’nin Mirando Corporation adlı şirketine çok yabancı görünse de filmin başında izlediğimiz o törpülenmiş ve hafif manik basın konferansının yankısı izleyicinin zihninde yer ediyor. Mija’nın kırsal cenneti gerçek olamayacak kadar güzel görünüyor; bir hayvanın yetiştiriliş hayalini izleyicileri sosisli sandviç yedikleri için daha az suçlu hissettirecek şekilde tasvir ediyor. Ancak gerçek, varlığını yavaşça hissettiriyor. Tam anlamıyla ortaya çıktığındaysa Bong neyin canımızı yakacağını çok iyi biliyor.

Oyuncu Panul Dano filme ve Bong’a dair düşüncelerini şöyle anlatıyor: “Film hakkında güzel göründüğü dışında hiçbir şey bilmeyip izlemeye başlayanlar adına büyük bir heyecan duyuyorum çünkü yalnızca bu insanların yapabileceği bir şeyi deneyimleme fırsatına sahipler. Benim için işin eğlenceli, heyecan verici ve macera dolu kısmı bu. Gerçekten insanı koltuğunda oynatan bir yönetmene, harika bir konsepte ve ilginç bir konuya sahip. Birçok şey vadediyor. Bong’un işlerine pek hâkim değildim ama izleyince The Host’u gördüğüm zamanki gibi hissettim; çok etkileyiciydi. Komik ama bir o kadar da sert bir film. Harika bir ritmi var. Sizi hemen içine çekip birçok şaşırtıcı ana sürüklüyor. Bu filmin varoluşunu dünyaya bir hediye olarak görüyorum – özellikle diğer örneklerinin bu filmdeki büyüklükle bir çözüm sunmadığını düşünürsek. Yalnızca izlemekten değil, bu filmi paylaşıyor olmaktan büyük keyif duyuyorum.”

Jake Gyllenhaal’sa şöyle diyor: “Yönetmen Bong’un önceki filmlerini gördüyseniz son derece çevik bir ritmi ve inanılmaz bir görsel anlatım gücü olduğunu fark etmişsinizdir. Ama bence iki farklı ritmi harmanlama becerisi gerçekten takdire şayan. Okja’da – diğer filmlerinde de görüyoruz ama özellikle bu filmde – bazı anlar var ki aynı anda beni hem ağlatıp hem güldürüyor. Bong’un tarzı duygusal bir varlık olan insanları daima şaşkına çeviriyor. Bence bunun nedeni Bong’un tüm kültürlerden gelen filmlere duyduğu sevgi, mizah anlayışı ve Koreli kimliğinin açıklayamadığım (ve başka kaç yönetmenin yapabildiğinden emin olamadığım) türde uluslararası bir yansıması. Bong sanatsal gücünü koca yüreğinden, yontulmamış mizah anlayışından ve dünyanın gaddar bir yer olduğunu yumuşatmadan söyleme becerisinden alıyor. İşleri gerçekten çok güzel, kendisini yansıtıyor. İnsan olarak kendisini ve işlerini sevmemin nedeni de bu.”